X

Malta Gezi Rehberi

Tarihi & Şehirleri

Malta toplamda 3 adadan (Malta, Gozo ve Comino) oluşup, bizim belde olarak diyebileceğimiz küçük küçük şehirlerden oluşmakta. Malta’da yerleşim taa Taş Devri’ne kadar dayanıyor ve daha sonradan Romalılar, Bizanslılar, Araplar, St. John Şövalyeleri derken 1798’de Napolyon tarafından ele geçirilip Fransa’nın bir parçası oluyor. 1800’lerin başında ise İngilizler tarafından alınıp 1964’te bağımsızlıklarını ilan edene kadar yönetilmiş. Bağımsızlıklarından önceki son 150 küsür yıldır İngilizler tarafından yönetildiği için devlet işlerinde, yasamada, eğitim sisteminde, trafiğin akış yönü, prizlerin tipi hep İngiliz usulü.

Valletta’nın cumbalı evleri

870 yılında adayı ele geçiren Araplar ülkeyi hem mimari hem şehir isimleri (Mdina, Rabat) hem de dil açısından oldukça etkilemiş. Bugün konuştukları Maltaca dilinin %30’luk kısmı Arapçadan (örneğin rakamlar tamamen arapça) oluşuyor. Kalan kısmı da İtalyanca (Sicilya’nın parçası olduğu için), Fransızca ve İngilizceden oluşuyor. Arapça bilenenler yazılı dili okuyunca ne olduğunu aşağı yukarı anlayabiliyor.

Rabat Şehri

St. John Şövalyeleri Jerusalem’den 12.yy’de ortaya çıkıp Kıbrıs’tan, Rodos’tan geçerek 1530 yılında Malta’ya geliyor ve yaklaşık 250 yıl Fransızların 1798’deki ele geçirmesine kadar adayı yönetiyor. Şövalyelerin olduğu zamanda Malta tarihinin altın dönemlerinden birini yaşamış. Osmanlı da 1565’te(Great Siege, Büyük Kuşatma) adayı almak için atakta bulunmuş ancak şövalyeler galip gelmiş. Dönemin baş şövalyesi denilebilecek  Jean de la Valette Fransız şövalyenin soyadı bugün ülkenin başkenti olan Valletta’ya verilmiş.

Bugün Malta bayrağında yer alan haç işareti dahi St. John Şövalyelerinden kalma ve onların 8 sorumluluğunu ifade etmektedir.

Ayrıca M.S. 60 yılında St. Paul Malta’ya Hıristiyanlığı getirmek için geldiğinde Malta yakınlarında gemi batıyor. Ancak gemideki herkes hayatta kalabilmiş. Adadaki Hıristiyanlığın geçmişi de ta o zamanlara dayanıp 2000 yıllık bi tarihe sahip. Bu sebeple adada 365’in üzerinde kilise yer alıyor. Adada St. Paul adında kilise, katedral, koy (geminin battığı yer) vs. bir sürü anı yer alıyor. Biz Aralık’ta Noel zamanı Malta’da her evin camlarındaki dekorasyonu, özeni görünce bayağı şaşırdık. :)

St. Dominic Kilisesi, Valletta
Pencelerdeki noel süslemeler, Birgu

Bu kadar detaylı tarih bilgisi verdikten sonra gelin yapılacaklara geçelim!

Kaç gün?

Malta ufak bir ülke olmasına rağmen yapılacak bir sürü şey var. Diğer adaları da gezmek istiyorsanız, Malta plajlarını görüp yüzmek istiyorsanız en az bir haftaya yakın kalmanızı öneririz.

Gozo Adası da ufacık, oldukça yeşil, şarap bağlarının yer aldığı tatlı mı tatlı bir ada. Birçok yeri yürüyerek yaklaşık bir saatte gezmek mümkün. Daha sakin, şehirden uzak bi gezi düşünüyorsanız mutlaka Gozo’yu da rotanıza ekleyin.

Gozo Adası

Biz sezon dışı Aralık’ta gitmemize rağmen 2 haftada bir sürü şey yaptık ve hala yapacak şeyler vardı. İlginize göre antik şehirleri, köyleri, birkaç yüz yıllık villaları, plajları inceleyip ona göre karar verebilirsiniz.

Yazın hava sıcaklığı 40 üzerilerini bulabiliyormuş o sebeple yazın tam ortasında gitmemeye özen gösterin. Hem de sezonun tam ortasında her şey çok pahalı oluyor. Malta’nın ekonomisinde yaz turizminin büyük bir önemi var.

St. Peter Havuzu

Konaklama & Ulaşım

Aşağıda gezilecek yerlerin olduğu şehirleri listeledik. Sezonunda gitmeyi planlıyorsanız belki adanın daha orta kısmında hem plajlara yakın hem de Valletta ve diğer şehirlere yakın bir yerde kalmak mantıklı olabilir.

Adada yollar da dar olduğundan yazın oldukça kalabalık olup inanılmaz trafik olabiliyormuş. O sebeple konaklamanın yeri biraz stratejik olmalı :)

Biz bi hafta Valletta’da kaldık, 4 günde diğer ada Gozo’da Marsalforn’da kaldık. Yazın Valletta çok yoğun olabilir. Kışın bize çok iyi geldi, hem şehir hayatı var hem de koşuşturmadan uzaktı. Valletta öncesinde Il Hamrun’da kaldık orası da çok sıkıcı geldi, evi de sevmedik o yüzden Valletta’da yeni bir yer bulduk.

Valletta

Adada ulaşım otobüsle sağlanıyor ve otobüsün gitmediği yere biz denk gelmedik :) Başkent Valletta adeta bir otobüs garı gibi, adanın diğer ucuna gitmek için bile buradan otobüs bulunabiliyor. Otobüsler de oldukça sık, bazen geç kalıyor ama çok uzun sürmüyor :) Otobüs biletleri de tek yön 1.5 EUR olup haftalık, 12lik daha ekonomik seçenekler de yer alıyor. Daha kısa bir süre için gidecekseniz araba kiralamak daha rahat olabilir. Bütçenize göre bakıp karar verebilirsiniz.

Valletta

St. John Şövalyelerinin 16. y.y’de Malta’ya gelip Valletta’ya yerleşmeleri sonucu şehirde birçok yapı yapılmasını sağlamış. Şehir surlarla çevrilmiş, korunması için kale yapılmış ve barok stilinde St. John Katedrali derken Avrupa’nın alt yapı olarak gelişmiş şehirlerinden biri olmuş. Valletta ayrıca Avrupa’nın en küçük başkenti olarak geçiyor.

Malta Ulusal Kütüphanesi, Valletta

Bol yokuşlu, merdivenli, deniz gören sokakları ve canlı hayatıyla biz Valletta’yı çok sevdik. Yer yer İstanbul’a da benzettik. Surun içerisindeki Valletta şehrinde sokaklar hep birbirine paralel veya dik. Hiç çapraz sokak yok, o yüzden insanın nerede olduğunu anlaması da çok kolay :) Her sokağı yürüyerek gezmek de pek keyifli.

Valletta’nın merdivenli sokakları
  • Casa Rocca Piccola(Giriş 9 EUR): 16. y.y.’den kalma merkezdeki bu villa halka açık ve gezilebiliyor. Dönemin varlıklı ailelerinin yaşayıp şimdilerde ise sonraki kuşağının yaşamaya devam ettiği bir ev. Valletta’da bahçesi olan nadir yapılardan biri. O dönem su sıkıntısından ötürü bahçe yapmak yasakmış. Dönemin insanları nasıl yaşamış, iç mimarisi nasılmış ilgiliyseniz mutlaka gezmenizi tavsiye ederiz. Bir rehber evi gezdiriyor, dolayısıyla bir sürü güzel bilgi ediniyorsunuz. Evin bahçesinde 2. Dünya Savaşı’nda ailenin kendini koruması için bir de sığınak yer alıyor. 200 kişinin sığabildiği sığınağa rehberle beraber girilebiliyor.
Casa Rocca Piccola, Valletta
  • Upper Baraka Gardens: 1800’lerde halka açılmış ve ana limanı gören bir manzaraya sahip bir bahçe. İçerisinde bir minik kioskta var, bir şeyler alıp dinlenmek için güzel bir bahçe. Her gün öğle vakti burada mini bir gösteriyle top atışları yapılıyor. Pek aman aman bir şey değil ama aklınızda olsun belki denk gelirsiniz. Ayrıca Game of Thrones’un bi sahnesi burada da çekilmiş.
Upper Barakka Gardens
  • Lower Baraka Gardens: Burası da yukarıdaki bahçenin benzeri. Valletta’nın daha aşağı kısmında yer aldığı için adı bu şekilde olmuş :) Burasının da hem liman manzarası hem de hemen karşıda yer alan 3 Şehri görüyor. Zeytin ağaçları altında yer alan bankta oturup Akdeniz’e bakıp keyifle mola vermelik bir yer.
Lower Barakka’da zeytin ağaçları ile sarılı banklar
Lower Barakka Garden
  • Siege Bell War Memorial (Kuşatma Çanı Savaş Anıtı): 1550’li yıllarda Osmanlı birkaç Malta’yı ele geçirebilmek için atakta bulunmuş ve Gozo Adası’nda yaşayan Maltalıları esir alıp köle olarak kullanmışlar. Daha sonra St. John Şövalyeleri Osmanlı’ya karşılık vermeye karar vermişler ve 1565’te olan bu savaş; tarihin en kanlı savaşlarından biri olarak anılıyor. Şövalyelerin Osmanlılara karşı kazandığı zafer bugün kocaman bir çan ve savaşta hayatını kaybedenlerin adlarıyla anılıyor.
    Aynı şekilde 2. Dünya Savaşı’nda da Almanya ve İtalya’ya karşı kazanılan zafer yine bu çan ile anılıyor.
    Şimdilerde bu alanda turistler gezip, anıtın etrafında uzanıp liman ve 3 şehir manzarasını izliyorlar. Bu tarz anıların, binaların zamanla kullanım alanlarının değişmesi çok enteresan değil mi?
Siege Bell Memorial, Valletta
  • Strait Sokağı: 19. y.y.’nin sonlarına kadar Red Light bölgesi olarak kullanılan bu sokak şimdilerde cafe ve restoranlarla oldukça canlı. Ticaret için gelen denizciler bu sokağa gelip eğlenip felekten bi gece çalarlarmış.
Strait Sokağı, Valletta
  • Akdeniz Konferans Merkezi (Girişi ücretli): Şimdilerde konferans merkezine dönüştürülen bu koca yapı Şövalyelerin hastanesiymiş. Şövalyeler aynı zamanda çok iyi doktorlar olduklarından savaşlarda yaralıları onlar tedavi ediyormuş. Ameliyat için gereken ekipman olarak ise iyi strelize edilebilen gümüş kullanırlarmış.
Bir zamanlar hastane şimdilerde konferans merkezi
  • St. John Katedrali (Girişi ücretli): Valletta’nın en önemli yapılarından olan bu barok katedral mimarisi ile çok etkileyici bir yapı. Girişi ücretli, maalesef Pazar günleri vs. de ücretsiz olmuyor diye anladık biz.
  •  Şehrin kapısından girince sağda sütunları kalan bayağı yıkılmış Opera Binası, Manoel Tiyatrosu, Arkeoloji Müzesi ve Güzel Sanatlar Müzesi (içerisinde çok güzel bi cafe var.) gibi görkemli binalar da yer alıyor.
Merchant Sokağı, Valletta
  • Valletta Waterfront: 18. y.y.’den kalma 19 tane muhteşem güzel barok stilinde depo şimdilerde ise cafe, restoran ve birkaç Malta’da üretilen/yapılan ürünlerin satışını yapan dükkanlara dönüştürülmüş. Biz gittiğimizde baya boştu ama bu devasa kapıları ve Valletta’nın duvarlarını görmek çok güzeldi. Mimariyi görmek için gidilebilir.
Eskiden depo olarak kullanılan yer şimdilerde AVM gibi bi yere dönüşmüş.

3 Şehir

Birgu, Senglea ve Cospicua denen yan yana sıralanmış ve hepsi surlarla çevrilen bu şehirler beraber olarak 3 Şehir (Three Cities) olarak anılıyor.
Valletta’dan bu şehirlere vapurla gitmek mümkün. Bu şehirler arasını da yürüyerek gezilebilir. Şehirlerin St. Angelo ve Ricasoli diye kaleleri de yer alıyor. Game of Thrones’un bazı sahneleri bu kalelerden birinde çekilmiş.
Biz bu 3 şehirden sadece en eskisi olup Orta Çağ’dan kalan Birgu’yu gezdik, sokaklar gerçekten çok güzeldi, o sokak senin bu sokak benim gezip kaybolmalık bi yer. Meydanda yer alan Soċjeta` Mużikali San Lawrenz, ‘Palazzo Huesca‘da dinlenme molası da vermek keyifli olabilir. Özellikle St. Angelo Kalesi’ne girmek istedik ancak biraz geç kalmıştık.
Diğer iki şehir ise St. John Şövalyeleri tarafından 16 ve 17. y.y’de kurulmuşlar.

Orta Çağ’dan kalan Birgu şehri

Marsaxlokk

Köye girince yukardan aşağıya doğru rengarenk tekneleriyle oldukça fotojenik bir balıkçı köyü olan Marsaxlook’ta her gün meyve, sebze, balık, çin malı ıvır zıvırlar, birkaç tatlıcının olduğu açık bi pazar kuruluyor. Ancak Pazar günleri (öğleden sonra kapanmaya başlıyor yavaş yavaş) hem daha yoğun hem de daha büyükçe oluyor. Sizin de mutfağı olan bi konaklamanız varsa buradan birkaç alışveriş yapıp evde birkaç öğün yemek hazırlayabilirsiniz. Ayrıca pazardan taze Gbejnet peyniri (hem karabiberlisi hem sadesi var) alın mutlaka, çok lezzetli.

Marsaxlokk Balıkçı Köyü

Pazar sonrası yorgunluğunuzu caddenin karşı tarafında sıra sıra yer alan mekanlardan birinde atabilirsiniz. Biz güneş altında bira-patates yaptık. Patatesleri beğenmediğimiz için adını vermeyelim :) Acıkırsanız da listemizde olup deneyemediğimiz Terrone Restoranı’nı düşünebilirsiniz.

Marsaxlokk Pazarı

Valletta’dan buraya gitmek otobüsle çok kolay. Express (çift bilet) veya diğer (tek bilet) seçenekle pazarın kurulduğu alana kadar gitmek mümkün. Valletta’dan express ile düşük sezonda sadece 20 dakikaya varılıyor.
St. Peter’s Pool:
Bu köyde ayrıca 20-30 dk yürüme mesafesinde bir koy yer alıyor. Koyun sağ tarafında yine yürüyerek ulaşılan, kireç taşından oluşan doğal havuzlar yer alıyor. Bize Pamukkale’yi hatırlattı. Aralık ayına rağmen biz de ayakkabılarımızı çıkarıp bi havuzun başında oturduk, D Vitamini aldık :) Burayı mutlaka ama mutlaka görün. Yazın giderseniz denize de girersiniz zaten burada.

St. Peter Koyu, Marsaxlokk

Mdina & Rabat

4000 yıllık geçmişe sahip Mdina surlarla çevrili olup tepeye kurulmuş çok eski bir şehir. Valletta başkent olmadan önce Malta’nın başkenti de yine bu şehir. Romalılar Dönemi’nde bu şehrin adı Melitaymış, Araplar ele geçirince ise adı Mdina olarak değiştirmiş. Mdina Citadel ve Rabat (Mdina merkez dışı) olarak ikiye ayrılmış. Mdina şehri surlarla çevrili olduğu için birçok din adamı burada yaşamış. Onun dışında Mdina’da yaşayan kesim daha çok aristokrat olup buradaki villalarda yaşarmış. O villalardan biri Palazzo de Piro bugün cafe ve restoran olarak hizmet veriyor. İçeri girip bi tur atabilirsiniz ve biz ordayken Mdinalı bi artistin zeytin ağaçlarından oyduğu eserlerin sergisi vardı.

Surlarla çevrili Mdina Şehri

Mdina Şehir Kapısı’ndan içeri girince insan kendini başka bir çağa adım atmış gibi hissediyor. Daracık sonu gözükmeyen sokakları, evleri ile Mdina şehri insanı büyülüyor.

  • St. Paul’s Cathedral (Girişi ücretli): Mdina’nın en güzel yerlerinden birinde yer alan yazıda bahsettiğimiz St. Paul adına barok stilinde yapılmış bu katedral 1693 yılında depremde yıkılmış ve sonraki yüzyıl Maltalı mimar tarafından tekrardan yapılmış.
St. Paul’s Cathedral
  • St Paul’s Catacombs (Giriş 5 EUR): Roma Dönemi’nde şehrin içine ölüleri gömmek yasak olduğu için, hemen Mdina şehrinin dışında olduğundan ötürü ölüler buraya gömülmüş. Bu catacomblar (bir nevi mezarlık) Malta’nın erken Hristiyanlık mimari Dönemi’ne (3 – 8. y.y. arası dönem) ait öne çıkan anıtlarından biri. Aynı bölgede birkaç farklı daha catacomb bulunuyor. 20’nin üzerinde görülecek içine kadar girilecek yeraltı tünelleri var. Bizim için catacomblar oldukça ilgi çekici. Siz de daha önce hiç catacomb görmediyseniz burayı ziyaret edebilirsiniz. Sadece klostrofobisi, anksiyetesi olanlara dikkatli olmalarını tavsiye ederiz. Yer yer tüneller dar olabiliyor.
St Paul Catacomb
St Paul Catacomb
  • St Dominic’s Priory: Hem tarihi hem de dini sebeplerden ötürü önemli bir yere sahip olan Rabat’taki bu manastırın yapımına 1450’li yıllarda başlanmış. İçerdeki Virgin Mary’nin mermer heykelinin de göz yaşı olarak kan akıttığına inanılıyor. Şimdilerde heykel halka açılmış ve bu sebeple hacılar akın etmeye başlamışlar.
    Osmanlı’da Malta’ya geldiklerinde Mdina’yı ele geçirmek için bu manastırı ele geçirip burayı kullanmışlar. Ayrıca Game of Thrones’un sahnelerinden biri de bu manastırın bahçesinde çekilmiş.
    Bu yapının bazı kısımları ziyarete açık, biz gittiğimizde maalesef kapalıydı. :(

Yürüyüş & Park & Bahçeler

  • San Anton Saray & Bahçesi: Malta Başkanı’nın yaşadığı saray ve hemen bitişiğinde yer alan halka açık bahçe. Bahçede birbirinden güzel ağaçlar (narenciye, palmiye, banyan vs. vs.) ve çeşmeler yer alıyor. Banklarda oturup çocukları izleyip keyif yapılası bi bahçe. Saray ise 17. y.y.’den kalma olup St. Jon Şövalyeleri tarafından yaptırılmış. Maalesef ziyarete açık değil bu saray. :(
San Anton Bahçesi, Avustralya Banyan Ağaçları
  • Villa Bologna (Girişi 6 EUR): 1745 yılından kalma bu villa; dönemin varlıklı ailelerinden biri tarafından kızlarına düğün hediyesi olarak verilmiş. Villanın kocaman bir bahçesi var ve etraf narenciye, avakado ve kaktüs ağaçlarıyla dolu. Pergolalı kısımlar hepsi ayrı bi amaç ile yapılmış. Barok isimli bahçede ise bazı portakal ağaçları 18. y.y.’ye dayanıyormuş. Bahçesinde ayrıca 2.Dünya Savaşı sırasında kullanılan sığınaklar da var. Tüm adada da oldukça fazla sığınak varmış. Varlıklı aileler, ailelere de sığınaklarını açmışlar.
Villa Bologna
Villa Bologna Bahçesi
  • Kennedy Grove: Malta’nın ana adasında nadir olan yeşillik alanlardan biri bu park. Park bolca zeytin ağaçlarıyla dolu. Çocuklar için oyun alanları, piknik alanı, banklar vs. de var. Bizim gibi vaktiniz bolsa, yol üzerinde kalıyorsa bi uğrayın.
  • Bird Park Malta: Burada bizim ilgimizi çeken bi kuş parkıydı ancak fırsat yaratıp gidemedik. 200 farklı kuş cinsi yer alıyor ve kuşların yumurtlaması, yuvalamalarını görmek mümkünmüş. İlgilenirseniz düşünürsünüz siz. :)
  • Xemxija Tepesi & Yürüyüşü: Roma Dönemi’nden kalma Hristiyanların hac yapmak için yürüdüğü rotalardan biri burası. Yürüyüşte o dönemlerden kalan mağaralar, mezarlıklar, hamamlar ve binek yolları görmek mümkün. Buradaki yaşamın, mezarlıkların M.Ö. 2500 yıllarına kadar dayandığı söyleniyor. Bir de 1000 yaşında olduğu düşünülen kocaman bi keçi boynuzu ağacı bulunuyor.
    Yürüyüş boyunca maalesef çok fazla bilgilendirici ve yönlendirici tabelalar yoktu. Antik şehirlere, arkeolojik yapılaraa ilginiz varsa burayı da rotanıza ekleyin.
1000 yıllık olduğu düşünülen keçi boynuzu ağacı
Xemxija Roma Dönemi
  • Popeye’s Village: Malta’da olduğumuz süre boyunca değiştirmek istediğimiz tek şey buraya girdiğimiz dakikaya geri dönüp bileti almamak olurdu. Bu filmin setini bozmayıp güya bi köye dönüştürmüşler ve girişi de ücretli. İçerde ise çocuklar için ilginç olabilecek şeyler var, ancak bir yetişkin için pek mantıklı bi gezi değil. (Filme özel bi ilginiz varsa o başka tabi.) Bu köye dönmeyip ilerlerseniz orada beleş tepe denen bi nokta oluşmuş, ordan köyü görmek mümkün. Çok merak ediyorsanız o kısma gidip bakıp fotoğraf çekebilirsiniz. Biz kış sezonu iki işi 15 EUR verdik, siz etmeyin.
Popeye’s Village filminin seti
Popeye’s Village beleş tepesi
  • Il-Blata tal-Melh: Burayı uçakta dergi de görüp gideriz dedik. Ama sezonu olmadığı için, biraz da uzak olduğu için biz gidemedik. 40-45 dakikalık bi yürüyüş ile muhteşem manzaralara ulaşılan, gün batımı izlenip, kireç taşı sahilinin tadı çıkartılası bi yer olarak duruyor. Siz sezonda giderseniz bi bakarsınız buraya.
  • Dingli Uçurumu (Cliffs): Adanın Güney Batı yakasında yer alan bu uçurumun muazzam bir manzarası var, o sebeple de adanın öne çıkan turistik noktalarından biri. Uçurum da bi de şapel yer alıyor ancak ziyarete açık değil. Uçurumun aşağısı baya yeşillik, görünce şaşırdık. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi burada su sorunlarından ötürü vs. pek yeşillik alan yok. Uçurumun bi yerinde kocaman bir radar sistemi var. Orayı 2. Dünya Savaşı’nda İngiltere kullanmış. Bu radarlar aracılığı ile saldırmaya gelenleri önceden anlayabiliyorlarmış.
Dingli Uçurumu
Dingli’de ziyarete açık olmayan şapel
  • Buskett Woodlands: Narenciye ağaçlarıyla kaplı bu yeşillik alan şövalyeler tarafından zamanında avlayabilmek için oluşturulmuş. Bizim gittiğimiz Aralık ayında dahi baya yeşil olup ağaçlarda hep meyveler vardı. Biz de hayatımızda yediğimiz en güzel portakallardan birkaçını burda yemiş olduk. Google Haritada araçlar için park noktası var, oraya kadar gidin. Orada pek anlaşılmayan, girmesek mi dedirten bi giriş kapı var bu bahçeye açılan. Oradan girip bahçe içerisinde gezinebilirsiniz. İçerisinde su kemeri falan da var, biz bi saat kadar yürüdük, gezindik burada.
Narenciye ağaçları
  • Clapham Junction (cart ruts): Burası M.Ö. 2000 yıllarından kaldığı düşünülen binek araç yollarından oluşuyor. Buranın adı ise çok işlek olan Londra’daki Clapham Junction tren istasyonun adı verilmiş.
    Etrafta çok fazla bilgilendirici tabela pek yok yine, biz de buraya kısa bi bakıp yolumuza devam ettiydik.
Eski binek yolları
  • The Limestone Heritage Park and Gardens (Giriş ücretli): Malta’nın mimarisinde de çokça kullanılan kireç taşları ve Malta’nın tarihi ile ilgili bilgi edinmek için güzel bi yer burası. Bu taşlar nası kesilmiş vs. bilgi edinmek isterseniz bu alana uğrayın.
  • Ħaġar Qim Tapınağı (Giriş ücretli): M.Ö. 3200’e kadar uzanan harabeleri ve ziyaretçi merkeziyle tarih öncesi dağ tapınağı.
    Buraya da nası olduysa biz gitmeyi atlamışız. Listemizde vardı ama bi dahaki sefere artık.

Hediyelik Eşyalar

Farmer’s Deli, Villa Bologna, Malta: Villa Bologna’nın içerisinde yer alan bu küçük market ve seramik dükkanında ilgi çekici şeyler bulunuyor. Seramikler oradaki atölyede yapılıyor. İlgilenirseniz içeriye bi göz atın.

Farmers Deli, Villa Bologna

Cekcik, Valletta: Burada bizim bildiğimiz Eminönü’ndeki renkleri lambalardan, Galata’da yer alan tişört satan Crash dükkanından ürünler bulmak mümkün. Bunun dışında birkaç eski eşyalar da yer alıyor, minik şamdanlar, tabak çanaklar vs. Ayrıca güzel kokan tütsüler de bulunuyor. İsimde galiba bizim bildiğimiz çıkçık sesi. Böyle incik boncuk eski şeylerin çıkardığı ses gibi :)

Cekcik, Valletta

Umarız Malta hakkında fayda bilgilere sahip oldunuz. Malta’da Yeme-İçme Rehberimiz için bu yazımıza göz atabilirsiniz.

admin:
Related Post