Madrid’te ne yenir, ne içilir?

Geldik İspanya’daki ikinci durağımız Madrid’e. Şehre adım atar atmaz şaşkınlık içerisinde insan kalabalığına baktığımız bir yer burası.

İstanbul’dan bile mi? gibi bir soru geldiğini duyar gibiyim :) Evet, İstiklal Caddesi’ndeki kalabalığı düşünün. Şimdi bu kalabalığı şehrin dört bir yanına yayın. İşte size Madrid!

bear at strawberry tree

Tabi bu gözünüzü korkutmasın. Hemen belirteyim, biz bu şehri çok sevdik. Özellikle midesine düşkün olanların en az bizim kadar seveceğine de eminiz! Çünkü bu şehirde yüzyıldan fazladır aynı hizmeti veren birçok mekan var. Hepsi de birbirinden farklı kültürle ve kimlikle bu yemekleri sunmaya devam ediyor. Önce size bu lezzetlerden bahsedip ardından şehirde gezilecek yerler ve yapılabilecek etkinlikler hakkında bilgiler vereceğiz.

gate

Tabi şehrin yemeklerinden önce yemek kültürünü bilmekte fayda var;

  • Madrid’te çoğu mekanın barı ve restoranı mevcut. Barın özelliği, seçtiğiniz şeyleri ayakta yemek ve içkinizi ayaküstü içmek.
  • Mekanın barı ve restoranı arasında fiyat farkı var. Her menüde bar ve masa fiyatı gibi iki seçenek bulunuyor. Bizce her zaman barı tercih edin.
  • Barın etrafında yerler peçete ve çöplerle dolu ise şaşırmayın:) Doğru yerdesiniz demektir çünkü barın hizmetinden ve lezzetinden memnun kalan müşteriler, bunun göstergesi olarak peçetelerini yerlere atıyor :) Siz de atın!
  • Ne yenir, ne içilir kısmında barlardan ek olarak bahsetmeyeceğiz. Çünkü her bar aynı zamanda müthiş lezzetler taşıyor. Kısacası Madrid’de her yerde içilir :) Bazı yerlerde daha geç saate kadar içilir :)
  • 100 yıldan eksi işletmelerin kapısının önünde açılış tarihinin yazıldığı bir işaret var. Bu işareti gördüğünüz her yere rahatlıkla girebilirsiniz. Emin olun size göre güzel bir şeyleri vardır.işaret
  • Her ne kadar denize kıyısı olmasa da Madrid bir deniz ürünleri cenneti. Özellikle yemek marketlerinde bolca deniz ürünlü tapaslara rastlayacaksınız.
  • Barda da olsanız hesap en son ödeniyor, unutmayın :)
  • Bazı yerlerin siesta aralarına dikkat edin. Eski dükkanlar 1 ile 4 arasında siesta yapıyor. Bu yüzyıldan fazla veren işletmeler siestalara daha bi düşkün. Gününüzü planlarken buna dikkat edin.
  • Pimientos de Padron (Kızarmış biber) yemeyi unutmayın. İspanyollar buna rus ruleti benzetmesi yapıyor. Geneli acı olmamakla beraber içerisinden çok acı biberler de çıkabiliyor :)
  • Lokal biraları Mahou içmeyi ihmal etmeyin!
  • Listemizdeki çoğu yerin lokal tavsiyesi olduğunu unutmayın! Dolayısı ile sosyal medyada düşük puanları olanlara gitmemezlik yapmayın. Hayal kırıklığına uğramayın :)

Hadi neler yenilebileceği ile başlayalım…

Ne yenir, Ne içilir?

Chocolateria San Gines: 1894 yılından beri Churros yapan mekan. Churros, bizim pişiye benzeyen ve çikolataya banılarak yenilen bir hamur işi. Buranın farkı ise churrosları spiral bir şekilde pişirmeleri ve yıllardık korudukları tarifleri. Tabi sıcak çikolataları da çok popüler. Sıcak çikolata derken bizimki gibi bir şey hayal etmeyin. Bu biraz daha pudinge benziyor. Biz çok bayılmadık ama çikolatasız da yenmiyor açıkçası :) Bir porsiyon churros 1.40 Euro.  Çikolata ile beraber 4.20 Euro. Bu arada bu mekan 7 gün 24 saat açık. Madrid’te böyle bir hizmet bulmak gerçekten şaşırtıcı. Açık bir yer bulamazsanız buraya koşun :)

churro

Restaurant Botin: Burası Guiness’e göre dünyanın en eski ve ilk restoranı. Evet yanlış duymadınız, 1725 yılından bu güne yanan bir taş fırını var bu mekanın. Ayrıca buraya gelmeyen ünlü kalmamış. Tüm ünlüleri geçtik de buranın müdavimlerinden birisi Ernest Hemingway’miş. Üst katta hala kendisine özel ayrılan masası duruyor. Her geldiğinde bir tam domuz bitirirmiş ve 3 şişe şarap içer kalkarmış. Kitaplarının bir kısmını da burada yazdığı söyleniyor. Neyse gelelim restorana. Burada en beğendiğimiz yemek fırında süt kuzusu! Dışı iyice kızarmış yumuşacık kuzu eti gerçekten çok lezzetliydi. Tabi başlangıç olarak da sarımsak çorbasını şiddetle öneririz. Fiyatları TL kazanan bir ülke olarak bize biraz pahalı gelse de Madrid’e göre uygun. Bir porsiyon kuzu 24 Euro. Porsiyonlar da oldukça büyük.

botin restaurant kuzu

La Campana: Madrid’te en çok tüketilen şey deniz mahsulleri. Bunların başını ise kalamar çekiyor. Şehrin Mayor Meydanı ve çevresinde yer alan onlarca kalamar dükkanı var. Bu kalamarcılarda yenen şey ise kalamar sandviç:) Herkesin bir favorisi var bu dükkanlar arasından. Biz 3 yerde denedik ve bize en çok önerilen yer olan La Campana’yı beğendik. Kalamar sandviçler sossuz olarak hazırlanıyor. Kalamarlar yumuşacık ve taptaze. Bir de tarator sosu olsa tadından yenmez. Belki gelirken yanınızda getirebilirsiniz :)

kalamar calamar

Meson Del Champinon: Bu dükkan tam bir mantar cenneti :) Barda oturup bir tabak mantar söyleyin ve istediğiniz içkiyi alıp mantarları teker teker hüpletin. Bol sulu enfes mantarların tadına doyamayacaksınız!

mantar

Mercado San Miguel: Burası Madrid’in gurme marketi. İçerisinde onlarca büfe var ve hepsi birbirinden farklı lezzetler sunuyor. Birçoğu da birbirinden farklı tapas çeşitleri ile ön planda. Buradaki fiyatlar dışarıya göre az biraz pahalı ancak ilk günü geçirmek için çok güzel bir seçenek. Biz birçok farklı büfeden ufak lezzetler topladık, şarap barından da şarabımızı alıp ortak alanda keyifle yedik. Biz buradaki opsiyonlardan en çok mozzarella barını sevdik. Ekmek üzere mozarellalı ve burratalı birçok tapas çeşidi var. Hepsi de birbirinden güzel. Biz en çok fesleğenli domatesli burratasını sevdik tabi :P Burası da gece 12’ye kadar açık.

san miguel balik san miguel

Bar Cevreviz: Mercado San Miguel’in hemen karşısında bulunan bu bar Patatesli Tortillası ile meşhur. Evet ilk bakışta patatesli omletin nesi bir mekanı meşhur yapabilir diye düşünebilirsiniz, ancak pişme derecesinden tutun da kıvamına kadar her şey oldukça önemli. Burası da bu işi dört dörtlük yapıyor. Hele bir de yeni pişmiş zamanına denk gelirseniz parmaklarınızı yiyebilirsiniz :) Yanına da ufak Mahou biranızı da almayı unutmayın.

tortilla

La Mallorquina: 1894’ten bu yana hizmet veren bu pastane bir harika doğrusu. Kapısında bolca kuyruk görürseniz şaşırmayın. Aradan sıyrılın ve içerideki barda siparişlerinizi verin :) Biz bir kahvaltıyı buradaki barda kahve içip çikolatalı napolitana yiyerek yaptık. Buranın en popüler seçeneklerinden birisi bu. Tabi kremalı napolitana da bir o kadar lezzetli. Siz bize aldanmayın, canınız ne istiyorsa onu alın. Eminim hepsi birbirinden güzeldir. Sol Meydanı’nın bir köşesinde olduğundan tatlınızı alıp meydanda da yiyebilirsiniz.

breakfast la malloequina

Museo Del Jamon: Tam anlamı ile müthiş bir şarküteri :) Fiyatlar uygun, seçenekler çok fazla. Ne seçeceğinize karar verirken başınız dönecek :) Birkaç şubesi var ancak biz en çok Mayor caddesi üzerindekini beğendik. Barı geniş ve çalışanları çok iyi. Mekanda onlarca çeşit jambon ve peynir mevcut. Tabi bir de bira ve şarap. İsterseniz menü şeklinde, seçeceğiniz 2 tabak peynir ya da jambonu ve yanında 1.5 litre bira ya da şarabı 9 Euroya alabilirsiniz. İsterseniz de ne istiyorsanız tek tek seçebilirsiniz. Ne alırsanız alın, barda keyfini çıkara çıkara yeyin.

museo de jamon

100 Montadidos: Burası 100 çeşit sandviç ve çeşitli atıştırmalıkları olan bir mekan. İngilizce menüyü kapın, seçtiğiniz sandviçleri masadaki kağıtlara yazın ve kasaya götürün. Ardından isminiz okununca gidip siparişlerinizi teslim alın. Bizim favorilerimiz arasında krem peynirli & somonlu ve tavuklu sandviçler var. Fiyatları çok ucuz. Ayrıca çarşamba ve pazar günleri tüm sandviçler 1 euro :) Bugünlerden birinde Madrid’te olursanız mutlaka ama mutlaka denk getirin :)

100sand

Federal Cafe: Madrid’in entellektüel kesimi için oldukça popüler bir cafe. Kahvaltıları oldukça başarılı. Yumurtanızın yanına kuşkonmaz almayı unutmayın :) Fiyatlar da diğer mekanlara göre biraz daha pahalı. Kahvaltılıklar 7-9 euro civarında.

federal federal2

Mesón Txistu: Madrid’de bir et dükkanı burası. Envai çeşit bonfile ve biftek mevcut. Et severler mutlaka uğramalı :) Şehrin biraz dışında olduğunu hatırlatmakta fayda var!

Melo’s Café Bar: Burası gidilmesi şart olan tapas dükkanlarından birisi. Ayvalık tostu tipindeki sandviçlerini mutlaka deneyin!

Bodega La Ardosa: Burası geç saatlerde gitmeniz gereken barlardan birisi. 100 yıldan eski dükkanlardan bir başkası. Çok kalabalık oluyor ama mutlaka gidin! Patatesli tortilla ve kızarmış enginarlarının tadına bakmayı unutmayın. Akşam giderseniz kalabalık olduğu için garsonlar biraz zor sipariş alabiliyor. Sakin sakin siparişlerinizi verip para üstünüzün doğru olduğundan emin olun:)

bodega

Toma Cafe: Toma Cafe, Madrid’te kahve içebileceğiniz en tatlı dükkanlardan birisi. Kahveleri oldukça ucuz. İnternetleri hızlı ve mekan huzur verici.

toma

Malaspina: Geç saatlerde uğranması gereken enfes barlardan biri. Burada masalarda oturma şansınız da var :) Porsiyonları kocaman! Patatas bravas ve Pimientos de Padron almayı unutmayın! Porsiyonlar inanılmaz büyük, fiyatları da oldukça makul ve mekan gençlerle dolu.

peper bravas

Taberna La Dolores: Enteresan 100 yıllık barlardan birisi. Birkaç çeşit tapas bulabileceğiniz bir mekan. Fiyatlar uygun ve biraları çok lezzetli. Akşam üstü gitmekte fayda var.

thebar thebar2

El Madrono: Burası da oldukça meşhur bir bar ve tapas dükkanı. Ancak bizim bu mekanda tavsiye edeceğimiz şey bambaşka. Çıtır, çikolatalı bardakta çilek likörleri bir harika bu dükkanın. Fiyatı 1.40 EUR olan likörler inanılmaz. Önünden geçerken bir shot atıp üstüne bir de çikolatalı shot bardağını yemeyi unutmayın:)

çilek shot

straw shot

Nerelere Gidilir?

Öncelikle Madrid’e gelmeden önce bir free walking tour almayı unutmayın! Eğer orta seviye ve üstü ingilizce biliyorsanız, geldiğiniz ilk gün katılacağınız bu tur sizi aydınlatacak. Şehrin tarihine, mimarisine ve yönetim biçimine kadar birçok şeyi öğrenirken bir yandan da önemli meydanları gezeceksiniz. Dolayısı ile şehri tanımış olacaksınız. Tur normalde ücretsiz, ancak tur sonu gönlünüzden ne koparsa veriyorsunuz. Biz 10’ar euro verdik. Emin olun pişman olmayacaksınız:)

atlikarinca

  • Şehre en az 3 gün ayırmaya çalışın.
  • Şehrin her noktasına metro ile gidebilmeniz mümkün. Almanız gereken en mantıklı bilet ise T10. Yani 10 kere kullanabileceğiniz 12 Euroya satılan bir bilet bu. İki kişi de kullanabilirsiniz.
  • Şehrin her noktasına gidin! Sol meydanı ve çevresinde takılıp durmayın.
  • 100 yıl ve üstü tüm işletmeleri ve mekanları gezin.
  • Biz Sol Meydanı’na çok yakın olan güzel bir hostelde kaldık, nerede kalacağınızı planlamadıysanız şiddetle öneririz.
  • Sol meydanındaki sokak sanatçılarını izleyin :) Bir tanesine bayıldık, 2 gece üst üste birer saat izledik. <3
  • Madrid’in gece hayatı için saat 1’den sonra sokaklara çıkmanız gerekiyor, gece klüpleri bu saatten önce açılmıyor.

kalabalık

Puerta del Sol: Madrid’in en önemli ve en büyük meydanı burası. Protesto gösterilerinden, eğlencelere kadar her şey bu meydanda yapılıyor. Meydan Madrid tarihinde de şehrin başlangıç noktası (sıfır noktası) olarak kurulmuş. Şu anda da sembolik 0 km taşı bu meydanda bulunuyor. Tabi bir de Madrid’in sembolu ağaçtan çilek yiyen ayı heykeli de burada. Ağaçta çilek olur mu demeyin, çilek dedikleri başka bir meyveleri var:) O ağaca da çilek ağacı diyorlar doğal olarak.

0km

Plaza Mayor: Aralık ayında gittiğinizde Christmas Market görebileceğiniz, şehrin en eski meydanlarından birisi. Tarihte birçok olaya ev sahipliği yapan meydanın asıl ünlenme sebebi ise, geçmişte infazların bu meydanda yapılıyor olması. Meydanda bulunan saat ve hava durumu takvimi çalışmıyor olsa da oldukça ilgi çekici. Meydana giden her yol ise Madrid’in en eski dükkanlarını barındırıyor.

major

lmudena Katedrali: Tamamlanması maddi sebeplerden ötürü 100 yılı bulmuş bir katedral burası. İspanyollar genel olarak eseri geç tamamlamakta meşhurlar sanırız :) Tabi maddi sebepler dışında bir başka neden ise sarayın hemen karşısında olması. Sarayın mimari güzelliğinin ikinci planda kalmasından korkan dönemin kralı bu kilisenin bitmesini engellemiş:) Şuan ise katedral o enfes mimari tasarımı yerine daha sade bir mimari ile ortaya çıkmış:) Katedralin saraya bakan girişi ise kapalı. Sebebi ise sarayın görkemliliğine gölge düşürmemesi. Bu kraliyet insanları bir garip gerçekten. :)

cathedral

Palacio Real de Madrid: Burası Batı Avrupa’nın en büyük sarayı. İngiltere’deki Buckingham Sarayı’ndan da büyükmüş. Resmi kutlamalar haricinde gezilebiliyor. Biz de yılda 4-5 gün yapılan resmi kutlamalara denk gelip giremedik bu saraya maalesef. Kral burada yaşamıyor, arada çalışma için kullanıyormuş. Kral sarayda olduğunda ise bayrak yukarı çekiliyor ve etrafta bir sürü atlı askerler yer alıyor. Ziyaret edemesek de bu sahneye tanık olduk :) Sarayı yapan mimar ise rivayete göre bu aynı mimariyi başka bir yerde yapamasın diye öldürülmüş. Ancak bazıları da dönemin kralının mimardan önce öldüğünü söylüyor. Yıllardır hala bir sonuca bağlanamamış. 

Sarayın hemen yakınında ise Sabatini bahçesi yer alıyor. Bu bahçeden sonra ise Debod Mısır Tapınağı’nı ziyaret edin.

palace

Temple of Debod: Mısır’ın zamanında bir hediye olarak Madrid’e gönderdiği 2. yüzyıl tapınağı. En net biçimde görebileceğiniz Antik Mısır mimarisi için bu parka mutlaka uğrayın. Tapınağın içi çok küçük ve dar olduğundan belli sayıda insan sırayla alınıyor.  Günbatımına da denk getirirseniz inanılmaz güzel fotoğraflar çekebilirsiniz :)

egypt

Gran Via: Madrid’in Bağdat caddesi :) Tüm lüks markaların, broadway tiyatrosunun, sinemalarının bulunduğu bu uzun caddede bulamayacağınız bir mağaza yok. Tabi bunların başını ucuzluğu ile ilgileri çeken Primark çekiyor. Kapısındaki uzun kuyrukta beklerken sabırlı olmanız gerekiyor :)

Las Ventas: Boğa güreşlerinin doğduğu ve hala yapılmaya devam ettiği arena. Günümüzde sadece belli bir sezonda boğa güreşleri bu arenada yapılmaktadır. 

Buen Retiro Park: Madrid’in en güzel parkı. Kocaman, gençlerle dolu ve ortasında koca bir gölü bulunan bu parka biz iki kere gittik. Akşam içkinizi alıp göl kenarında takılabilir ya da kayık kiralayıp gölde kürek de çekebilirsiniz :) 5’te kayık kiralama sona eriyor. Hafta sonu tüm Madrid halkı bu parka geliyor. Özellikle hava güzelse park inanılmaz şenleniyor. 

park

Santiago Bernabeu: Real Madrid’in dillere destan stadı! Bizim gittiğimiz tarihlerde bu sahada maç yoktu:( Dolayısı ile gitmeye gerek duymadık. Ama yazmakta fayda var.

Cava Baja ve Cava Alta Caddesi: Bu caddelere akşama doğru gidin. Capcanlı, barların olduğu Cava Baja’ya biz bayıldık!

Prado Müzesi: Goya’nın ve daha birçok ressamın eserlerinin sergilendiği 3 katlı müze. Gezmesi saatler alıyor. Hazırlıklı gidin :) Her akşam 6’dan sonra giriş ücretsiz. Müzeyi web sitesinden inceleyip emin olup o şekilde gidin.

Plaza Espana : Diğer bir adıyla Don Kişot meydanı. Meydanın ortasında Don Quijote ve Sancho Panza heykelleri duruyor. Yılbaşı öncesi kurulan Christmas Marketi sebebi ile bu heykeli noel zamanı giderseniz göremeyebilirsiniz. Christmas Market’te güzel şeyler var, deri bir cüzdan aldık :)

Calle Fuencarral: Şehrin en sevdiğimiz sokakları bu cadde üzerinde. Cadde gün içinde tıklım tıklım. Birbirinden güzel mağazalara ev sahipliği yapıyor. Calle Colon’a uğramayı unutmayın. Hele ki Calle Colon’un hemen girişinde bulunan çantacı Lefrik’e uğramayı ihmal etmeyin :)

Alışveriş

Lefrik: Tasarımlarına bayıldığımız bir çantacı. İstanbul’da olsa keşke :)

lefrik

Casa Hernanz: İspanyol espadrilleri alabileceğiniz 100 yıldan eski bir espadril dükkanı. Mutlaka uğrayın.

Bit pazarı:  Cumartesi günleri Plaza del Mayo’da kurulan bit pazarı çok eğlenceli:)

cumartesipazari

Sonuç olarak önyargılarla gittiğimiz Madrid’i biz çok beğendik. Karmaşık ve kalabalık olmasına rağmen gidilecek, görülecek ve yapılacak onca seçenek olması bizi etkiledi. Tabi bir de şehri ve kültürünü koruyabilmiş olmaları da bizi kıskandırdı:)

Birbirinden güzel yemekler yiyip, gecenin geç saatlerine kadar kalabalık sokaklarında takıldığımız Madrid’e yolunuz düşerse ve aklınızda başka soru işaretleri kaldıysa bize mutlaka ulaşın. Yardımcı olmaktan mutluluk duyarız :)

Şimdiden iyi gezmeler…

Author: admin

Share This Post On